| Lilith |
Namus Algısı-İsmail Beşikçi- 1/9/2008 - yorum {1} - yorum yazAmargi'nin Güz Sayısı Kitapçılarda!- 1/9/2008 - yorum {0} - yorum yazFuruğ Ferruhzadİranlı şair, yazar, oyuncu, yönetmen, ressam. İran'ın 20. yy'da yetiştirdiği en önemli kadın şairlerindendirBabası Albay Muhammed Ferruhzad ile annesi Turan Veziriteber hanımın yedi çocuğundan üçüncüsü idi. Mahalle mektebinde 9. sınıfa kadar devam ettikten sonra kız sanat okuluna gitti. Burada resim, dikiş-nakış ve el sanatları öğrendi. Hicivci şair Füruğ, 16 ya da 17 yaşlarına geldiğinde Perviz Şapur ile evlendi. Eğitimine kocasının yanında Ahvaz'da devam etti. Bir yıl sonra tek çocuğu olan Kāmyār'ı dünyaya getirdi. Evliliğinden iki yıl sonra 1954 yılında Füruğ, eşinden ayrıldı. Mahkeme Kāmyār'ın velayetini kocasına verdi. Füruğ, Tahran'a geri dönüp şiir yazmaya devam etti ve Esir adını verdiği ilk kitabını yayınladı. 1958 yılında İbrahim Gülistan'la tanışır ve dokuz ayını Avrupa'da geçirir. Şair bu dönemde yaşamının esin kaynağı olan şiirlerine devam eder ve hızla iki kitabını daha piyasaya sürer. Bunlardan ilki Duvar ve diğeri de İsyan'dır. İranlı cüzzam hastalarını ve onların sorunları ile ilgili olarak Tebriz'de film yapar. 1962 yılında filmi Kara Ev adını verdiği filmiyle dünyanın çeşitli yerlerinde ödüller kazanır. Film çekimi sırasında cüzzamlılar evinde tanıştığı Hüseyin Mansur isimli çocuğu evlat edinir. 1963 yılında Füruğ, Yeniden Doğuş adlı eserini yayınlar. Artık şiirde olgunlaşma dönemidir ve sanatsal düzeyi yüksektir. Bu kitabıyla şair, İran şiirinde derin ve etkileyici değişikliklere yol açmıştır. 13 Şubat 1967 tarihinde öğleden sonra saat 14.30'da stüdyoya gitmek için hızla seyir halindeyken karşısına çıkan okul aracına çarpamamak için direksiyonu kıran Füruğ, aracından fırlayıp, boynunun kırılmasıyla 32 yaşında hayata gözlerini yummuştur. Modern İran şiirine önemli katkılar sağlayan şairin ölümünden sonra çalışmaları Soğuk Mevsim adı altında bir kitapta toplandı. Michael Hillman, Yalnız Kadın adıyla onun hayatını ve şiirlerini 1987 yılında yayınladı. Şairin şiirleri ve yaşamı hakkında daha pek çok makale ve kitap yayınlandı. Hayatı filme çekildi. Füruğ Ferruhzad, şiirlerinde kadınların sorunlarını ele almakta, İran toplumunun kadınlara karşı uyguladığı ayrımcılığı eleştirmektedir. Bu fikirleri zaman zaman şiddetli tartışmalara yol açmıştır. İran'da kadınların yaşamlarının daha iyi hak ve koşullara kavuşmasını savunmaktaydı. Dönemindeki Şah'ın despotluğuna da karşı çıkmıştır. Şiirleri kimi zaman İran toplumunca erotik bulunmuştur. Ünlü İranlı yönetmen Abbas Kiyarüstemi'nin 1999 yapımı Rüzgar Bizi Sürükleyecek filminin adı, şairin bir dizesinden alıntıdır. Kitapları [değiştir]Tutsak (Esir) (1952) Duvar (1957) İsyan (1959) Yeniden Doğuş (1964) İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına (Bu kitabı tamamlayamadan 1967'de öldü.) VİKİPEDİ Molla sansürüne uğramış şiirlerinden biri: GÜNAH 'Büyük bir zevkle günah işledim. Ateş gibi sıcak bir kucakta, kollar arasında günah işledim. Alev alev yanan hınçlı öfkeli kollar. O kapkaranlık, sakin, gizli odada, sırlarla dolu gözlerine baktım sevgilimin. Yalvarışlarının sonsuz zevkine yanıt verircesine, kalbim heyecanla titredi göğüslerimin içinde. O kapkaranlık, sakın, gizli odada, yanı başına oturdum sevgilimin hüzünle. Dudakları dudaklarıma arzu akıttı. Hüznünden kalbimin kurtuluverdim bir anda. Kulaklarına bir aşk öyküsü fısıldadım: Seni istiyorum sevgilim seni. Seni istiyorum bengisu kucak. Seni istiyorum benim çılgın sevgilim seni. Gözlerinden arzu fışkırdı sevgilimin. Kadehte kırmızı şarap dans etmeye başladı. Yumuşacık yatağın ortasında vücudum sarhoşça titredi göğsüne doğru. Büyük bir zevkle günah işledim titreyen, kendinden geçmiş vücudumla. Tanrım ne yaptığımı nasıl bilebilirdim o kapkaranlık, sakin, gizli odada. ' - 28/8/2008 - yorum {0} - yorum yaz*Nişanyan Dışkı Skandalı ve Ahlak **Nişanyan Dışkı Skandalı ve Ahlak *Varlık Ağustos 2008 Süreyyya Evren Sanatçı bir arkadaşım, Beyoğlu'nda yürürken, bir akşamüstü, Fransız konsolosluğunun sokağında, bir kadını sakınmaksızın döven bir adam gördüğünü anlatmıştı. Bağırış çağırış � tekme tokat. Sokağın girişinde dikilip dayak sahnesini izlemiş, eşikte sallanarak neredeyse, tereddütler içinde, bir türlü olayın sokağına giremeyerek, ama İstiklal'de yoluna devam da edemeyerek. Neden? Evet, sordum, neden, ne düşündün, ne hissettin? Bir yandan demişti, bu müdahale edilmemesi gereken bir karı koca kavgası olabilirdi, yaklaştığım anda ben kadın tarafından da dışlanabilirdim. Ikincisi adam beni de korkutuyordu. Üçüncüsü birisinin birşey yapmasını bekliyordum sanki. Sokağın girişinde başını çevirip sahneyi izlemekle yetinen her bir yeni izleyici beni de kilitliyordu. Bunlar ilk ağzından dökülenlerdi, konuşma biraz daha uzayınca rasyonalizasyon ağır basmaya başladı, önce adamın fail olarak konumunun önemini belirsizleştirici yorumlar dökülmeye başladı, olay sıradanlaştırıldı, türlü benzetmelerle, çağrışımlarla, örneklemelerle nötr gözüken başka olayların göze ters gelen bir versiyonundan ibaretmiş gibi kodlanır oldu, sonra giderek adamın motivasyonlarını, ruh halini merak eder olduk, bu noktaya acaba nasıl gelmişti, filmin görmediğimiz sahnelerinde acaba kadın neler yapmıştı, acaba adam da babasından dayak yiye yiye mi büyümüştü, vs. vs. İstiklal Caddesi'nin bir yan sokağının eşiğindeki tereddüt, birkaç sallanmadan sonra rayına oturmuştu; şimdi caddede yolumuza vicdan muhasebeleriyle kan kaybetmeden devam edebilirdik. Nişanyan Dışkı Skandalı ve Sessizlik Teklifi Judith Herman travmatik durumlara tanık olmanın hallerini ele alırken hayati bir noktanın altını çok net çizmişti: felaket ve acı doğal afetlerden geldiğinde tanık kurbana sempati duymaya hazırdır ancak travmatik olay insan yapısı olduğunda kurban ve fail arasındaki çatışmaya dair etik bir pozisyon almak zorunluluğuyla karşı karşıya kalınır. Tarafsız kalmak ahlaken mümkün değildir artık. 'Falin tarafını tutmak çok caziptir. Her fail seyircinin hiçbir şey yapmamasını bekler... Kurbansa aksine seyirciden acının yükünü paylaşmasını bekler. Kurban harekete geçme, söz verme ve unutmama talep eder... Fail suçunun sorumluluğundan kaçmak amacıyla, unutmayı teşvik etmek için elinden gelen herşeyi yapar. Gizlilik ve sessizlik failin ilk savunma hattıdır. Şayet gizlilik başarılamazsa fail kurbanın inanılırlığına saldırır. Kurban mutlak olarak sessiz olamıyorsa hiç kimsenin onu dinlememesini sağlamaya çalışır. Bu amaçla düpedüz inkardan, en ince ve kusursuz akılcılaştırmaya kadar bütün argümanları etkileyici bir sıraya dizer. Her vahşetten sonra aynı bilinen itirazları bekleyebiliriz. Asla olmamıştır; kurban yalan söylemektedir; kurban abartmaktadır; kurban buna kendi sebep olmuştur; ve ne olursa olsun, zaman geçmişi unutmanın ve yola devam etmenin zamanıdır. Daha güçlü olan failin gerçekliği adlandırma ve tanımlamada daha büyük hakkı vardır Nişanyan Dışkı Skandalı patlak verdikten kısa bir süre sonra Herman'ın işaret ettiği süreçlerin dört koldan işletildiğini gördük. İki kişi arasındaki çatışma genişledi ve çok sayıda kişinin dahil olduğu bir gerçekliği adlandırma ve tanımlama çatışması yaşandı. Büyük ölçüde kadın/erkek ekseninde kesilen taraflardan bahsettiğimiz düşünülebilir ama aslında travmatik durum tanıklıklarında ne yapılması gerektiğine dair siyasi içerimlere de sahip bir tartışmanın daha geniş siyaset alanını kapsayacak biçimde tartışıldığı bir çatışma doğdu bu skandaldan. Bir siyaset stratejisi tartışması değil ama bir siyaset etiği tartışmasıydı karşımızdaki. Kurbanın talep ettiği eylem ve tavır alma kimilerini tereddütsüz harekete geçirirken kimilerini ürküttü, huzursuz etti. Kurbanın talep ettiği şekilde tavır alma ihtiyacından kaçınmak isteyenler türlü manevralara başvurdular: Failin failliğini belirsizleştirme, edimin yerini kaydırma, kurbanın kendisinin kurbanlara sahip olduğunu ima etme, kurbanın anlatısında boşluklar yakalamaya çalışma buna karşın failin anlatısını blok olarak kabul etme, hatta kurbanın 'kurban rolü'nü 'oynadığını' anıştırma ve sözkonusu fiilin sosyal onamalardan ceza puanıyla da olsa geçmiş çok daha hafif başka fiillere son derece yakın olduğunu savlama, ve son olarak fiile somut eylem talebiyle isyan edenlerin sağduyuyu temsil etmediğinin gerçekte tüm makul insanlarca görülebileceğini düşündürtmeye çalışma. Bu elbette, biraz da, katilin güçle donanmış cazibesi, ve maktülün ne kadar erdemli olmuş olursa olsun yaydığı ceset kokusudur. Katilin öldürebilmiş olmasının arkasında bir yerlerde saklandığına bizleri ikna ettiği haklılığı ve maktülün öldürülebilmiş olmasının acımasızca içimize kurt gibi düşürdüğü nihai haksızlığıdır. Nişanyan Dışkı Skandalı'nın bir kez daha örneklediği gibi katıksız liberal pozisyon katilin haklılığının normalleştirilmesi ve cinayetin nötrleştirilmesi üzerine kurulu. Sözgelimi konunun tartışıldığı bir televizyon programında Ali Bayramoğlu bir yandan olayın gerçekleştikten bir ay sonra hem de jandarma tarafından basına sızdırıldığını bir komplo ihtimalini sezdirerek vurguluyor, bir yandan da tüm sözcük seçimleri ve adlandırmalarıyla edimdeki sertliği yumuşatıyor, yuvarlıyor, ve de faile karşı eylem talebini 'feministler' adlı marjinal ve aşırılıkçı kavrayışlarıyla bilinen bir gruba endeksliyordu. 'Nötr' efektli bir dille failden yana kanaati beslemenin veciz bir örneği olarak bağımsız internet ansiklopedisi wikipedia'nın Türkçesi olan vikipedi'deki Sevan Nişanyan maddesinde olayın nasıl aktarıldığını alıntılayabiliriz: '2008 yılında eşi Müjde Nişanyan ile yaşadığı ailevi problemler nedeniyle magazin basınına malzeme oldu. Feminist söylemi benimseyen bazı grupların protestolarına maruz kaldı.' Eşine karşı şiddet uygulamamış ama bazı ailevi problemler yaşamıştır (bu da 'bok dökme'yi aile arasında hep görülen şeylerden biri olarak gösterme eğilimini besler) ve bu skandal tüm basında ele alınmamış, magazin basınına malzeme olmuştur! Şikayetçi olanlar da marjinal ve aşırılıkçı feminist gruplardır sadece � aklı başında herkes değil! Köylülere dışkı yedirilmesi gibi hadiselere karşı çıkanları Amerikan emperyalizminin bölgedeki çıkarlarıyla örtük biçimde korkutanların tutumuna benzer bir tutumla Beyramoğlu ve Mahçupyan da Nişanyan Dışkı Skandalı'na tepki gösterenleri Agos'a, Hrant Dink'in çizgisine ve genel olarak anti-milliyetçi eleştirelliğe saldıranlar olarak kodlamaktan çekinmediler. İşin acı tarafı, Agos'a ve tüm o çizgiye en ağır zararı veren Nişanyan olmadı Mahçupyan oldu. Türkiye'nin milliyetçiliği kabarmış siyasi sahnesinde, Agos'un bu denli önemli bir mirası sırtında taşıdığı bir dönemde içerden böyle bir darbeye maruz kalması milliyetçiliğe karşı cephe almış kadınlı erkekli pek çok kişi için esas 'travma'yı oluşturdu. Dışkı, kavanozda durduğu gibi durmuyor. Feminizmi üzerine sifon çekilebilir bir öğe olarak mimlemeye kadar vardırdılar işi. Feministler ayrıca karı-koca arasındaki mahrem ilişkiye burunlarını en uygunsuz biçimde sokan densizler güruhu olarak da konumlandırıldılar. Dolayısıyla feminizmi böyle itenlere hala daha bu devirde özel olan politiktir diye tekrarlamak gerekiyor. Karı koca arasına girilmez klişesinin öncelikli handikapı karı koca arasındaki dengesizlikleri saklaması ve müdahale edilemeyen bir iç egemenlik alanı tahayyül etmesi. Böylece bireyin ev içi güç ilişkilerine terkedildiği bir durum doğmakla kalmıyor, bu güç ilişkilerinin doğuracağı her türlü adaletsizlik karı-koca kalesinin doğasıyla aklanabilir, açıklanabilir kılınıyor. Hoş, evliliğin olası kadın-erkek ilişkilerinin en az mahrem formu, en kamusal, en sosyal uzlaşmalara tabi formu olması gerçeği de görmezden geliniyor. En kamusal forma en saklı formmuş süsü verilmeye çalışılıyor. Bu da evlilik içindeki ahlaklı davranışı evliliğin dışarıya karşı saklı görüntüsünü koruma kıstasıyla ölçülebilir addetmeye varıyor; artık ahlaklı olmak ev içi gerçeğinin bir gereği olmaktan çıkıyor ve ev-içi adaletsizliklerinin dışarıdan saklanması ahlaklı davranış sayılıveriyor! Varsayılan mahremiyet ev içi gerçeğini genel ahlak kurallarından bağışık tutsun isteniyor üstelik. Böylece sözgelimi ahlaki değerleri belirli bir olgunlukta kavradığı öngörülebilecek bir entelektüel, ev içi gerçeğinde aynı ahlaki değerlere hesap vermiyor � o zihinsel ve fiziki mekanda değersizleştirilmiş öğeleri (kadınları, köylüleri, çocukları) bokla terbiye etmek ansızın mübah oluveriyor... Tüm bu yoğunlaştırılmış sofistike saldırılar savunu hattını sürekli geriye çekmeye itiyor mağduru ve mağdurdan yana olanları. Örneğin bir kadın da bir erkeğin başından aşağı dışkı dökebilirdi demek ki bu feministleri ilgilendiren bir mevzu değildir gerçekte argümanını ele alalım. Bu argüman savunma hattını geriletiyor ve bir kaç örnekte tanık olduğum gibi Nişanyan'a karşıyım ama bir kadın bir erkeğin başından aşağı dışkı dökseydi de karşı olurdum diye çekince koymak zorunda hissediyor insanlar kendilerini. Halbuki, yaygın güç orantıları çerçevesinde, bir kadın bir erkeğin başından aşağı dışkı dökse bunu erkeğin dönüp en hafifinden kadını 'bir temiz' dövmesi riskini göze alarak yapabilir ancak. Bir erkek bunu yaptığındaysa fiziki ve ahlaki şiddeti dilediği an daha ileriye götürebileceği tehdidini göstererek yapmaktadır. Burada duruyorum ama daha fazlasını da yapabilirim. Nişanyan da 'savunusu'nda daha fazlasını yapabilecekken bu eylemle 'yetindim'in altını aynı üst perdeden çizmekteydi, neredeyse takdir edilmeyi bekliyordu eşinin sağını solunu kırabilecekken kırmadığı, üçüncü kişilere rezil olacak şekilde gözünü (morartabilecekken) morartmadığı ama eşinin üzerinde sadece sembolik bir şiddet (kendi literatüre geçecek akılalmaz ifadesiyle 'jest') uyguladığı için. Güç bende - ve güç dengesini suistimal etmek ev içi gerçeğinde bir ahlaksızlık değil, en ahlaklı entelektüel için dahi... - 13/8/2008 - yorum {0} - yorum yazTecavüz ve Cinsiyet Savaşları
- 16/7/2008 - yorum {0} - yorum yaz
|
Hakkımda Lilith, Sümer, babil,pers ve tüton mitolojilerinde lilith'in vampir kadin, tüm bedenlerin sonu, öten baykus, köpek ve yilan olduguna inanilirdi. disinin iç güdüsel, dünyevi varlik durumudur. o ademin altinda kalmak ve ona bagli olmak yerine vahseti ve seytanla ortakligi seçmistir. elleri ve ayaklari havva'yi ayarttigi için tanri tarafindan kesilmistir. Ana Sayfa Profilim Arşiv İçMihRaK Serpil Resimleri Pazartesi Dergisi Lilith Kolektifi fulltimelover Lambda feminisite Toplum Düsmanı Gazete Bianet -Kadın Gacı Fotoröportaj Banksy Mutlak Töz Boş Arsa Kategoriler Kategori yok Son Yazılar - Namus Algısı-İsmail Beşikçi - Amargi'nin Güz Sayısı Kitapçılarda! - Furuğ Ferruhzad - *Nişanyan Dışkı Skandalı ve Ahlak * - Başlıksız Arkadaşlarım |