26/5/2009 ·

Feminist Sağlık, Şifa ve Bitkiler

Yirminci yüzyılın ikinci yarısında kadın özgürlüÄŸü hareketinin bir parçası olarak kadınlar bir araya gelip, tıp seçkinlerinin kadın saÄŸlığı ve kadın hastalıkları konularındaki tutumlarını sorgulamaya baÅŸladılar. Ataerkil kilise ve devlet düzeninin yükseliÅŸinin bir parçası olan erkek egemen tıp camiasının Avrupa’daki geleneksel ÅŸifa yöntemleri üzerine etkilerini incelediler.

Bu yeni tıbbın iyice yerleÅŸmesi için, o zamana kadar saÄŸlık konularının ana kaynağı olmuÅŸ kadın ÅŸifacıların bilgisi, becerileri ve otonomlukları ikinci dereceye itilmeliydi. 14. ve 15. yüzyıllardaki cadı avları sırasında, binlerce kadın, hastaları tedavi edebildiÄŸi, kadınlara doÄŸum kontrolü ve bebek düÅŸürme gibi konularda yardımcı ve bebek doÄŸururken destek olduÄŸu için yakılmıştı. Kadınlar ayrıca sömürgecilik ve emperyalizmin sonucunda yerlilerin ÅŸifa uygulamalarını n nasıl yerle bir edildiÄŸini (ve edilmeye devam edildiÄŸini) de incelemiÅŸlerdi.

Kadınlar, kadın özgürlük hareketinin temelinde yatan genel bilinç artışı grupları gibi bu konuda da kendi kendine yeten küçük gruplar ve klinikler oluÅŸturmuÅŸtu ve bu ortamlarda saÄŸlıkla ilgili deneyim ve birikimlerini birbirleriyle paylaşıyorlardı . Böylece sözde uzmanlar tarafından yok edilmiÅŸ veya önüne geçilmiÅŸ  bilgiyi yeniden talep etme ve var olan saÄŸlık nosyonlarıyla mücadele etme gereksinimini gördüler. Bir araya gelerek vücutlarını incelediler, sezgilerini paylaÅŸtılar, pek çok saÄŸlık problemlerini kendi kendine geçirecek çareler buldular ve fikirlerini yaymaya baÅŸladılar. ÇeÅŸitli kadın grupları tam anlamıyla kadının gereksinimlerini ortaya koyan yayınlar çıkardı. Bu yayınlarda bedenlerinin gerçekçi resimleri ve fotoÄŸrafları ve saÄŸlıkla alakalı her çeÅŸit konuya yer ayrılmıştı.

Birkaç yıl önce bu fikirler ve yayınlardan etkilenen Brighton’daki birkaç kadın, bir kadın saÄŸlığı kolektifi kurduk. Pek çok güçlüÄŸe raÄŸmen hafta bir buluÅŸup tam anlamıyla radikal pek çok ÅŸeyi paylaşıp irdeleyebiliyorduk. (Kelimenin en geniÅŸ manasıyla) saÄŸlıkla ilgili bilgiler ve deneyimleri bir araya getirmek ve bunların politik baÄŸlamlarını anlamak üzere toplanıyorduk. Kapitalizm, ırkçılık ve ataerkilliÄŸin insanları nasıl hasta ettiÄŸini araÅŸtırıyorduk. Ayrıca “New Age hareketi”nin kendi kendimizi iyileÅŸtirme fikrini, büyük kolektif deÄŸiÅŸim hareketleri yapılmadan yalnızlaÅŸtırılmış bireylere satarak alternatif tıp potansiyelini nasıl tahrif ettiÄŸini inceledik.

Pek çoÄŸumuz ilk olarak saÄŸlığımızla ilgili derinlemesine konuÅŸuyorduk; zihinsel ve ruhsal saÄŸlığımızdan, anatomimizden, cinselliÄŸimizden, cinsel saÄŸlığımızdan, regl dönemlerimizden, gebeliÄŸimizden, kürtajdan ve tıp sistemi ile yaÅŸadığımız deneyimlerimizden bahsediyorduk. Ayrıca bir kolektif olarak birlikte iken kendi kendimize muayeneler yapıyor ve bitkiler, masaj ve genel destek ile kendi kendimizi tedavi etme yolları buluyorduk. Hatta bazı kadınları bitkisel kürtaj yöntemleriyle destekleyebilmiÅŸ tik; önemli kitaplara eriÅŸebiliyorduk ve günlük destek verebiliyorduk. Artık haftada bir toplanmasak da hala araÅŸtırdığımız bilgileri derleyerek dergi çıkarmaya çalışıyoruz ve pek çok atölyede çalışıyoruz. Bunlarla ilgili daha fazla bilgi için veya bu makalenin yazarları ile temas kurmak için ÅŸu adrese e-mail atınız: anarchafeministheal th@yahoogroups. co.uk Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteÄŸini açmalısınız

Daha fazla bilgi için
Bu bilgiler hala çok marjinal durumda; bu yüzden bu fikirlerin mümkün mertebe paylaşılması çok önemli. Kadın saÄŸlığı konusunda daha fazla ayrıntı, saÄŸlıkla ilgili radikal eleÅŸtiriler ve DIY (Kendi kendine yap) saÄŸlık tavsiyeleri için ÅŸuralara bakın:

A New View of a Woman's Body by The Federation of Feminist Women's Health Centers (Feminist Health Press, 1995). ISBN 0 96299 45 02. We cannot recommend this book enough. It's hard to get in the UK, but the authors of this piece will be able to supply copies soon. If you want more details get in touch with: Bookshop Collective, c/o The Cowley Club, 12 London Road, Brighton BN1 4JA, UK.

Herbal Abortion: A Woman's Guide to DIY Abortion complied and edited by Anwen (Godhaven Ink, 2002). Costs £2.50 (including postage) from: Godhaven Ink, Rooted Media, The Cardigan Centre, 145-149 Cardigan Road, Leeds LS6 1LJ, UK.

Hotpantz: DIY Gynaecological Herbal Remedies. Costs around US$3.00 from: Hotpantz CP, 871, Succ. C Qc, H2L 4L6, Canada.

Witches, Midwives and Nurses: A History of Women Healers by Barbara Ehrenreich and Deirdre English (The Feminist Press, 1973). ISBN 0 91 2670 134. Available for £1.50 from: re-pressed distribution, 145 Cardigan Road, Leeds, LS6 1LJ, UK.

Ayrıca bu iki web sitesi de bakmaya değer:
http://www.bloodsis ters.org/
http://www.geocitie s.com/sister zeus/


Çeviri:
Birdy

Kaynak:
Do or Die


--
-
Aforum - www.internationala. org

Yorum (yok) Yorum yaz!

BeyoÄŸlu'nda Feminist Aday;

22/3/2009 ·

BeyoÄŸlu Belediyesi’ne feminist aday

İSTANBUL - Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın gönüllüsü Ülfet Taylı, BeyoÄŸlu Belediye BaÅŸkanlığı için bağımsız aday olurken, insan hakları çalışmaları yapan transeksüel Belgin Çelik de aynı ilçedeki Katip Mustafa Çelebi Mahallesi’nde muhtar adaylığını açıkladı.
İstiklal Caddesi’ndeki seçim bürosunda dün yapılan basın toplantısında konuÅŸan Taylı, “Kadınlar yerel seçimlerde kendi sözünü söylemek istiyor. Bu kez talep etmiyoruz, talibiz” dedi. Taylı, yerel yönetimlerde feminist politikaların gerekli olduÄŸunu dile getirmek istediklerini anlatarak, mevcut yerel yönetimlerin yükümlülüklerine raÄŸmen kreÅŸ ve sığınma evleri açmadıklarını söyledi.
Yerel yönetimlerin bugüne kadar hep erkeklerin bakış açısıyla yönetildiÄŸini savunan Taylı, kadınları gören, onların farklı ihtiyaçlarını dikkate alan yerel bir politikanın, ancak feminizmle mümkün olabileceÄŸini belirtti. Açıklamadan sonra kadınlar, ÅŸarkılar söyledi.

Transeksüel muhtarlığa aday oldu
Öte yandan, uzun süreden beri Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transeksüel Dayanışma DerneÄŸi (Lambdaistanbul) bünyesinde insan hakları çalışmaları yürüten transeksüel Belgin Çelik de BeyoÄŸlu’ndaki Katip Mustafa Çelebi Mahallesi’nde muhtar adayı oldu. Adaylığını açıklayan Belgin Çelik’e feminist ve eÅŸcinsel örgütleri destek veriyor.

Kaynak: Radikal.com.tr

Yorum (yok) Yorum yaz!

13/2/2009 ·

"EÅŸitlik"

eÅŸitlik kavramı aydınlama çağı ile ile yeniden insan canlısının gündemine girdi.ilk insan toplumlarında bu kavramı dillendirme ihtiyacı varmıydı bilmiyorum.ama insanlar o dönemde komün hayatı yaÅŸadıkları için eÅŸitsizlik diye bir durum söz konusu olmadığını düÅŸünüyorum.bu durumu daha iyi anlamak için ilk toplumlardaki sakatlar,çocuklar ve yaÅŸlılara nasıl davranıldığına bakmak lazım ki bu konuda da bilgi sahibi deÄŸilim
herkesin bildiÄŸi mülkiyetin dağılımı eÅŸitsziliÄŸin temel momentidir.mülkiyet denilen kavram insanlık sahnesine çıkınca bundan en çok zarar görenler o gün bugündür pek deÄŸiÅŸmedi
azınlık olan,kadın olan,çocuk olan,üretim dışında kalmış sakat olan,yaÅŸlı olan,toplumsal cinsiyet kodlanmlarının dışında bir kod alan özetle her dönem deÄŸiÅŸen 'normal' normlarına uymayan her zat eÅŸitsizliliÄŸin öznesi olmak durumundadır
hal böyle olunca bu durum hiç bir biçimde eÅŸitlenmeyecek demek midir? kapitalistlere göre böyle.sosyalistlere göre böyle deÄŸil ama onlarda uygulmada aslında böyle düÅŸündüklerini gösterdiler.sosyalist ülkelerdeki azınlıklar ve kadınların durumuna bakarak bunu çok rahat görebiliriz
bana göre eÅŸitilik üzerine en ciddi bir biçimde kafa yoranlar feministlerdir.dünya ve türk,kürt kadın hareketinin öncülerinin sol kültürden gelen kadınlardan olması bir tesadüf deÄŸildir.bu kadınlar eÅŸitlik hak mücadelesi verdikleri erkek yoldaÅŸlarının kendilerine pekte eÅŸit davranmadıklarını görünce bu iÅŸte bir terslik var deyip eÅŸitlik nedir nasıl biÅŸedir üzerine ciddi ciddi kafa yormaya baÅŸladılar.hiyerarÅŸiyi,eÅŸitliÄŸi,iktidarın ne olduÄŸunu en çok feministler tartıştı bu nedenle
bu erkeklerin bu kavramları es geçtiÄŸi anlamına gelmez ama. bunu söylemek dünya anarÅŸistlerine ve komünistlerine en önemliside sevgili marcosuma haksızlık olur
lakın eÅŸitlik en çok ezilenlerin ihtiyacıdır bu nedenle en çok onların gündeminde olur. bu algıda seçicilik mi?
aynı zamanda doÄŸduÄŸu günden beri eÅŸitlik üzerinden eÄŸitim almayan bizler ne kadar eÅŸit davranbiliriz.insanlar eÅŸittir bir komedidir bu yüzden.tanrı bütün kullarına eÅŸit davranır diyen inanlar ise bu komedinin baÅŸ aktörleri.
her insan yaÅŸadığı sürece çeÅŸitli biçimlerde eÅŸitsizliÄŸe maruz kalmıştır mutlaka.bilerek yada bilmeyerek.yada eÅŸitsiz davranmıştır birilerine.önemli olan bu deÄŸildir belkide.önemli olan eÅŸitliÄŸin bir insanlık hakkı olduÄŸudur.ve diÄŸer bütün canlılarında bu dünyayı paylaÅŸma hakkının olduÄŸu unutulmaması koÅŸuluyla
.kadınlar duyarlı olduÄŸunu söyleyen kadınlarla yıllarca kadın hareketi içinde çeÅŸitli ÅŸeklillerde mücadele içinde bulundum.kadınlar en ezilen oldukları halde,eÅŸit hakkı en çok dillendirdikleri halde nasıl eÅŸitsizlikler yarattıklarına ÅŸahit oldum binlerce kez.
sonunda bunun bir kültür olduÄŸuna zamanla deÄŸiÅŸeceÄŸine bilince çıkarmadan halledilmeyceÄŸine karar verdim.evet eÅŸitlik bir haktır,bunu bilincimize çıkartarak iÅŸe baÅŸlayabiliriz belki gerisi gelir diye düÅŸünmekteyim
eğer bir kadın/ erkek
- ne olmuÅŸ canım kürtler milletvekili olmuyormu bu ülkede,bak özal cumhurbaÅŸkanı bile oldu diyorsa
- pkk lılara terörist derseniz samimiyetinize inanırız ey dtp liler yoksa yok dayatması varsa
- ne olmuÅŸ canım biz rumlar,ermeniler,yahudiler gül gibi yaÅŸadık gittik yıllarca bu topraklarda diyenler türklerse
-tabii canım bende kadınların ezildiÄŸine inanıyorum ama bu feministlerde çok uç ÅŸeyler söylüyor canım,bugünün koÅŸullarında bu ÅŸartlarda onların dediÄŸide abesle iÅŸtigal bunca iÅŸsizlik bunca sorun dert arasında cümlesi sıkça duyuluyorsa
- tabii canım sokak çocukları çok büyük bir sorun vallahi sokaÄŸa çıkamaz olduk ÅŸu kap kaçıların yüzünden devlet buna bir çözüm bulsun diyenlerin çoÄŸu kadın ise.
bu memleketin sorunu nüfus planlması ile çözülecek.bak doÄŸu ve güneydoÄŸuya her evde 8 çocuk olmaz ki ama,hangi çaÄŸda yaşıyoruz nüfus kontrolu niye yapılmıyor diye feryat figan ediliyorsa,yani oklar hep bu bölgeleri gösteriyorsa
-ah biz çingenleri pek severiz çok rahat insanlar,çok tatlılar demeye bayılıyorsak
evimze gelen ev iÅŸçisi kadından'temizliÄŸe kadın gelecek' diye bahsediyorsak
- giymediÄŸimiz eskilerimizi'vallahi bir kere falan giydi küçüldü bu sizin çocuÄŸa olur belki'deyip kapıcının çocuÄŸuna veriyorsak.ve o kapıcı çocuÄŸu o giyisi ile apartmanın kapsında oynarken giyisis verilen çocuk ona bakıyorsa ve bakışları ile ezmeye kalkışıyorsa
-çocuÄŸa fotoÄŸraf çeken bir cep telefonu aldım,ne yapyım bütün arkadaÅŸlarında var gözü kalmasın dedim diyorsak
- kendimizden daha az bilgili kadınlara öyle deÄŸilmiÅŸ gibi,eÅŸitmiÅŸ gibi davranıyorsak ve bu eÅŸitlik kurgumuz,ütopyamız üzerinden yapılıyorsa
- sakat arkdaşlarımıza ya senin bu sakatlığının kaynağı ne nasıl oldu sorusunu soramıyorsak o incinmesin diye yapıyorsak bunu,sakatlığı yokmuş gibi davranıyorsak
kat edeceÄŸimiz çok yol var demektir.eÅŸitlik kaf dağının arkasında demektir henüz.henüz insan soyu bunu öÄŸrenmemiÅŸ demektir.
lakin eÅŸitlik haktır dersek heryerde,yüksek sesle,bıkmadan. beynimiz inanacak önce buna.biz inanırsak baÅŸkalarında inandırız belki
belki
umut fakirin ekmeÄŸi
ben bir fakirim zira...

Gagacum

Yorum (yok) Yorum yaz!

Kadınlık Dolayımıyla Erkeklik Öznelliği

1/12/2008 ·


 

 
KADINLIK DOLAYIMIYLA ERKEKLİK ÖZNELLİĞİ

ÇaÄŸdaÅŸ Demren

Erkeklik, Öznellik ve İktidar

Judith Butler�e (1990:vii-viii) göre iktidar, iki özne veya bir özne ve
öteki arasındaki mübadeleden, iliÅŸkiden daha fazla bir ÅŸeydir. Toplumsal cinsiyet
hakkında düÅŸünülen ikili çerçevenin üretiminde iÅŸleyen bir olgudur. Toplumsal
cinsiyetin (gender), cinsiyetle (sex) örtüÅŸmesi gerekmez, kendini onunla
sınırlamaz. �Erkek�in inÅŸası, onun bedeninden hâsıl olan bir ÅŸey deÄŸildir.
Şimdiye kadar toplumsal cinsiyetin cinsiyeti yansıttığı veya onun tarafından
sınırlandığı örtük olarak da olsa, bir ön kabul gibi görülüyordu (Butler, 1990:6).
Yani bir �erkek� ve �kadın� ikilisinden, eril bedene sahip olanların �erkek�
olacağı, diÅŸil bir bedene sahip olanların da �kadın� olacağı düÅŸünülüyordu.
Hâlbuki, toplumsal cinsiyet �kadın� ve �erkek� ikilisinden daha fazla bir ÅŸeydir,
çokludur ve cinsiyetten bağımsızdır. �Erkeklik� diÅŸil bir bedene baÄŸlı olarak da
ifade edilebilir. Butler bu noktada bir adım daha ileri gider. O, cinsiyet
kavramının da aynı toplumsal cinsiyet gibi bir kültürel inÅŸa olduÄŸunu, bu nedenle
de, �cinsiyetin� çoktan bir �toplumsal cinsiyet� olduÄŸunu ileri sürer. Toplumsal
cinsiyet (gender), cinsiyetin (sex) kültürel bir yorumu deÄŸildir, cinsiyetin kendisi
zaten toplumsal cinsiyetlendirilmiÅŸ bir kategoridir2. DiÄŸer bir deyiÅŸle toplumsal
cinsiyet, verili bir cinsiyet üzerine anlamın yazılması deÄŸildir. Cinsiyet /
toplumsal cinsiyet ayrımında, �cinsiyetlendirilmiş doğa� veya �doğal cinsiyet�,
kültürün üzerinde eyleyebileceÄŸi tarafsız bir yüzey olarak, kültürü önceleyen bir
ÅŸekilde �söylem � öncesi� verili olduÄŸu varsayılan bir söylemsel/ kültürel vasıta
olarak kurgulanmaktaydı. Fakat Butler artık bu ayrımın ortadan kalkabileceğini
söyler (1990:7).
Eril veya diÅŸil bir bedenle doÄŸarız. Ama bu bedenin biçimlendirilmesi
içerisine doÄŸulan kültüre özgü algılamalar vasıtasıyla olur. Bedensel
farklılıklarla doÄŸarız ama bu bedensel farklılıkların biçimlendirilmesi, yok
edilmesi, derecelendirilmesi topluma, kültüre, sınıfa ve kiÅŸiye baÄŸlı olarak
değişir. Oysa bir kimseye �erkek�, �kadın� veya başka bir şey dediğiniz an onu
tüm varoluÅŸsal nitelikleriyle bu kategorinin içerisine sokuyorsunuz demektir.
Burada aydınlatıcı olan Butler�ın cinsiyetin, toplumsal cinsiyeti önceleyen doÄŸal
bir süreç olmayıp, onun da toplumsal bir olgu ve kurgu olduÄŸunu belirtmesidir.
Butler, toplum içerisinde kiÅŸilerin belirli bir �tutarlılık� ve �devamlılık�
içerisinde algılanması ihtiyacından bahseder (1990:17). Bunların, o kiÅŸiliÄŸin
mantıksal ve analitik veçheleri deÄŸil, idrak edilebilirliÄŸin toplumsal olarak
kurumlaÅŸmış ve devam ettirilen normları olduÄŸunu söyler. �İdrak edilebilir�
toplumsal cinsiyetler, toplumsal cinsiyet, cinsiyet, cinsel pratik ve arzu
arasındaki tutarlılık ve de devamlılık sürecinin kurulmasını ve sürdürülmesini
saÄŸlar. �Aykırılık� ve �tutarsızlık� da bunlara bakarak anlaşılır. Bu süreçte onlar
dışlanan, yasaklanan veya hoÅŸ görülmeyenlerdir. Burada normatif olanı
toplumsal yasalar ve algılayışlar belirler. Toplumca onaylanan veya idrak edilen
kimlikler, �tutarlı� toplumsal cinsiyet normlarından oluÅŸan bir düzen içerisinde
oluşabilirler (1990:17). İktidar ancak bu �tutarlı� olarak algılanan toplumsal
cinsiyetler üzerinden ve içerisinden yürütülebilir. �Tutarlı� ve istenilen kimlikler,
bu toplumsal cinsiyetler doÄŸrultusunda kurgulanan düzenleyici pratiklerle
oluÅŸturulurlar, onların sonucudurlar. Bu pratikler içerisinde �kadınsı� ve �eril�
olan arasında bir karşıtlık kurulur ve bunlar �kadın� ve �erkek�in ifadesel
özellikleri olarak anlaşılır. Bunlardan birinin diÄŸerini zorunlu olarak arzulayacağı
varsayılır. Arzu ancak varsayılan bu ikili arasında olabilecek bir olgu olarak
görülür; arzu heteroseksistleÅŸtirilir. Bunların dışında oluÅŸan diÄŸer toplumsal
cinsiyete baÄŸlı kimlikler �sapkın� ve/veya �aykırı� olarak görülürler. Bunlar
geliÅŸimsel hatalar ve mantıksız olgular olarak görülürler (1990:17-18). İktidar,
bu heteroseksist arzu üzerinden uygulanır. Erkek olan, kadın olan üzerinde bu
heteroseksist arzu sayesinde bir erk kurar ve diÄŸer toplumsal cinsiyetleri ve
arzuları dışlayarak bastırır.
�Erkek�ler, yukarıda söylenenler çerçevesinde bakacak olursak kendi
içinde tutarlı, �farklı� sayılan hiçbir eÄŸilime sapmayan, belli bir kendilik bilinci
dolayımıyla kurulmuÅŸ toplumsal cinsiyet �öznellik�lerine3 sahip, bu yüzden de
kendilerinin her şeylerinin farkında olup kendilerini kontrol edebilen �birey�ler
olarak tasavvur edilirler. Hâlbuki bu tür bir bireyselliÄŸin dolayısıyla öznelliÄŸin,
yapılan kuramsal tartışmalarla � özellikle Foucault bu konuda öncü bir isimdir �
varlığının belli bir doğal hakikati taşıdığı iyice tartışmalı hale gelmiştir. Bu
nedenle �özne� ve �öznellik� kavramları üzerinden Aydınlanma döneminden bu
yana dile getirilen kuramsal tartışmalara değinmek gerekir.
Aydınlanma düÅŸüncesinde tüm vurgulamaların temelinde �birey� söz
konusuydu. Descartes�da birey, bir özne olarak, dünyadaki tüm deneyimin ve
bilginin temeli olan bir öznelliÄŸe ve kendilik imgesine sahiptir ve dünyaya
rasyonel yetisiyle o anlam verir. Kant, tüm deneyimlerimizin ve tasarımlarımızın
ancak �ben� diyebilen ve belli bir kendilik düÅŸüncesine sahip bir varlık
aracılığıyla bir bütünlüÄŸe ve birliÄŸe kavuÅŸtuÄŸunu ileri sürer. Rousseau da her
bireyin farklı ve eÅŸsiz olduÄŸunu, herkesin ayrı bir hikâyesi olduÄŸunu söyler.
Aydınlanmanın bireyi, kendini merkeze koyan, aklıyla ön plana çıkan, kendine
yeterlik duyusu içerisindeki ve dünyadan bağımsız bir öznelliÄŸe sahip bir
öznedir. Heidegger ise, buna karşı çıkarak, hiçbir insanın dünyadan ayrı varlıklar
olamayacağını ve deneyimlerimizle ona baÄŸlı olduÄŸumuzu vurgular. Ona göre,
özne için temel mesele varolmaktır hâlbuki ondan önceki düÅŸünürlerin çoÄŸu akıl,
ruh, algı v.b. insan deneyiminin rastlantısal bir özelliÄŸini seçip öznelliÄŸi onunla
tanımlamışlardır. Bu Heidegger�e göre oldukça yapay ve seçici bir tutumdur
(akt. Mansfield, 2006:26-38).
Kendine yeterli, kendi öznelliÄŸinin tümüyle farkında olan, kendi içinde
bütün özne düÅŸüncesine temel bir itiraz Freud�dan gelmiÅŸtir. Ona göre özne
bölünmüÅŸ bir nitelik arz eder. Freud, bilinçten farklı, hatta ona karşıt olan
bilinçdışını ortaya koyar. Bilinçdışı daima bilincin içerisine sızar. Bilinçdışı
varoluÅŸu etkiler ve gündelik yaÅŸamın içerisinde bazı hareket, jest ve
davranışlarda kendisini ortaya koyabilir. Bilinç bilinçdışını bastırmaya çalışır,
bilinçdışı da çeÅŸitli yollarla (rüyalarda, nevrotik belirtilerde v.b.) buna karşı
koyar. Özne, toplumsal ve kültürel olarak birleÅŸtirilmiÅŸ bilinçli zihinsel
süreçlerle, bilinçdışının tehdit edici ve itiraf edilemeyen itkileri arasında
bölünmüÅŸtür, dolayısıyla ÅŸiddetli enerjilere ve çatışmalara açık bir öznellik söz
konusudur. Yani özne Freud�a göre, duygulanımlarıyla ve deÄŸerleriyle diÄŸer
öznelerden ayrılır (akt. Mansfield, 2006:39-43).
Freud�a göre, bozulmamış, el deÄŸmemiÅŸ bir öznellikle dünyaya
gelmeyiz. ÖznelliÄŸimiz bize ailemiz ve çevremizdeki diÄŸer insanlarla olan
karşılıklı etkileÅŸimimiz dolayımıyla yavaÅŸ yavaÅŸ aşılanır. Özellikle bu etkileÅŸim
bizim kendimizi diğerlerinden ayrı olduğumuzu fark etmemizi sağlar. Bu bizde
karmaşık, dinamik ve kimi zaman da belirsiz bir psikolojik yapılanmanın
oluÅŸmasına vesile olur. Fakat Freud, özneyi bir �ÅŸey� olarak ele alır. O da
öznenin bilinebilir, analiz edilebilir, öngörülebilir bir içeriÄŸe sahip, tamamlanmış
bir yapı, gerçek bir ÅŸey olduÄŸunu düÅŸünür, modern bireyi vurgulayan bir
�öznellik� anlayışını sahiplenir (akt. Mansfield, 2006:20).
Sabit, kendi içinde tutarlı, bireysel bir �özne� kavrayışına en radikal
eleÅŸtiri ve bundan kopuÅŸ Foucault�yla söz konusu olur. Foucault da Freud gibi,
öznelliÄŸin yaÅŸam boyunca sürdürülen bir inÅŸa olduÄŸunu ileri sürer fakat onun bu
inÅŸa yorumu Freud�unkinden oldukça farklıdır. Freud, her ne kadar öznelliÄŸi
insanlar arasındaki etkileşimler vasıtasıyla kurulan bir olgu olarak ele alsa da,
öznelliÄŸi bireysel, sabitlenmiÅŸ, saptanabilir, insanların psikolojik
yapılanmalarının kaçınılmaz bir unsuru olarak görmekteydi. Foucault ise,
öznelliÄŸin iktidar oyunlarının veya iliÅŸkilerinin bir sonucu olduÄŸunu yani sabit,
bireysel, bilinebilir, özerk bir öznellik düÅŸüncesinin insanları belli kategoriler
içerisinde tanımlamak, sınırlandırmak ve kapatmak için kurgulanmış bir ÅŸey
olduÄŸunu ileri sürüyordu. Yani öznellik, insanın kiÅŸiler arası etkileÅŸimler yoluyla
oluÅŸan psikolojik yapılanma sürecinin kaçınılmaz bir parçası deÄŸil, toplumsal
iktidar ilişkileri tarafından insanlara dışarıdan empoze edilen, onlara bedenletilen
bir kurguydu. Bu anlamda onun yaklaşımı �karşı�öznel�dir (anti-subjective). Bu
yaklaşımla kendine ait bir farkındalığı olan, kendi içerisinde baÅŸlayıp biten, tüm
bilgi ve deneyimin sahibi bir �ben�lik ve bu benliÄŸin etrafına örüldüÄŸü düÅŸünülen
bir �öznellik� düÅŸüncesi sarsılmaktadır. Bu da öznelliÄŸin bir kurgu ya da
sonradan bedenlenen bir ÅŸey olarak tutarsız, çeliÅŸik ve sürekli yeniden üretilen
bir deneyim süreci olduÄŸunu gösterir.
Foucault�ya (2005:63) göre özneleÅŸme süreci, iktidar tarafından tabi
kılınmayı içerir. Özne olma süreci kiÅŸiler arasında kurulan iliÅŸkiler vasıtasıyla
oluşur. Bu da, kişinin başkalarının denetiminde olmasına ve karşılıklı bağımlılığa
neden olur. Bunun yanı sıra, özne bu iliÅŸkisellikler içerisinde geliÅŸtirdiÄŸi vicdan
ve öz bilgi yoluyla kendi kimliÄŸine de baÄŸlanır. Bu süreç içerisinde kadın ve
erkek olma kişiler arasında bir denetim ve bağımlılık ilişkisi kurar. Kendi
hakkında da bir vicdan ve öz bilgi oluÅŸturur. Bu vicdan ve öz bilgi sayesinde
başkalarına olan tabiyetini olumlar ve tanır.
Belli bir iktidar biçiminden söz edebilmemiz için, belli kiÅŸilerin
baÅŸkaları üzerinde iktidar uyguladığını varsaymak zorundayızdır. İktidar ancak
iliÅŸkiler üzerinden ve vasıtasıyla kurulabilir (Foucault, 2005:70).�Yalnızca
birilerinin başkalarına uyguladığı iktidar vardır� (2005:73). İktidar ilişkileri,
büyük oranda gösterge üretimi ve deÄŸiÅŸ tokuÅŸu yoluyla iÅŸlerler. Fakat kesinlikle
iletiÅŸim iliÅŸkilerine indirgenemez. İktidarın kendine özgü bir niteliÄŸi vardır. Belli
terbiye teknikleri, tahakküm süreçleri, itaat elde etme biçimleri gibi amaçlı
etkinlikleri de içerir. İktidar belli yapılar içinde biçimlense bile sadece edimde
vardır (2005:71-73).
Foucault�ya göre:
�İktidar, mümkün eylemler üzerinde iÅŸleyen bir eylemler kümesidir,
eyleyen öznelerin davranışlarının kaydolduÄŸu imkân alanı üzerinde yer alır:
Kışkırtır, teÅŸvik eder, baÅŸtan çıkarır, kolaylaÅŸtırır veya zorlaÅŸtırır, geniÅŸletir ya da
sınırlar, aÅŸağı yukarı muhtemel hale getirir; uç noktada kısıtlar ya da mutlak
olarak engeller; ancak eylemde bulundukları ya da bulunabilecekleri ölçüde
eyleyen özne ya da özneler üzerinde eylemde bulunma biçimidir. BaÅŸka eylemler
üzerindeki bir eylem kümesi� (2005:74).
Foucault, �davranış� kavramının iktidar iliÅŸkilerinin kendine özgü
yönünü en iyi ifade eden kavramlardan biri olduÄŸunu düÅŸünür. Ona göre
davranış, hem kiÅŸinin kendi davranışını hem de baÅŸkalarına yol göstermesini
belirtir. İktidarın uygulanması bu davranışları yönlendirme ve olası sonuçları
düzene koymaktır. Bu düzenleme ve yönlendirme yukarıda belirtildiÄŸi gibi
eylemler üzerinden yürütülür. Fakat bu eylemler sadece fiili ve o an yapılan bir
olgu olarak deÄŸil, aynı zamanda potansiyel ve geleceÄŸe yönelik olarak da var
olurlar (2005:73,74). �Toplum içinde yaÅŸamak, baÅŸkalarının eylemleri üzerinde
eylemde bulunmanın mümkün olduÄŸu -ve fiilen sürüp gideceÄŸi- bir ÅŸekilde
yaşamaktır� (2005:77).
İktidar bir �yönetim� sorunudur. Bu baÄŸlamda yönetmek, kiÅŸilerin
eylem alanını yapılandırmaktır. İktidara özgü iliÅŸki kipi ne sözleÅŸmede ne de
mücadelede aranmalıdır, bu iliÅŸki, özel bir eylem kipinde, yani yönetimde
aranmalıdır. DiÄŸer tüm eylem kipleri ancak iktidarın araçları olabilir (2005:75).
Foucault�da orijinal olan iktidarın, bir hükmeden hükmedilen iliÅŸkisi olmayıp,
her kiÅŸinin birer özne olarak hem iktidarı uygulayan hem de iktidarın
uygulandığı taraf olduğunu belirtmesidir. Toplumda yaşayan her birey, aynı anda
birbirlerinin ve baÅŸkalarının eylemleri üzerinde fiili ya da potansiyel olarak
eylemde bulunurlar. Öznelliklerini de ancak bu iktidar iliÅŸkileri içerisinde
kurarlar, bu iliÅŸkiler dışında bir öznellikten söz edilemez.
İktidar, kendisini geliÅŸtiren, dönüÅŸtüren, örgütleyen ve baÄŸlama göre
deÄŸiÅŸen süreçlerle donatan bir olgudur. Asli ve temel tek bir iktidar iliÅŸkisinden
bahsedemeyiz. Birçok farklı iktidar biçimi vardır. Bu biçimler bazen kesiÅŸirler,
bazen birbiriyle çatışırlar, birbirlerini engeller, sınırlandırır ve pekiÅŸtirirler
(2005:79).
Foucault, iktidarın ancak �özgür özneler� üzerinde ve onlar ancak
�özgür� oldukları sürece var olabileceÄŸini ileri sürer. Onun �özgür özne�den
kastettiÄŸi ÅŸudur: Belli davranış biçimlerinin, hareketlerin, algıların, tavırların,
tepkilerin oluÅŸabileceÄŸi ve benimsenebileceÄŸi bir alan içerisinde yaÅŸayan bireysel
ve kolektif özneler. Bir iktidar iliÅŸkisinden söz edebilmemiz için, insanın hareket
edebileceÄŸi hatta kaçabileceÄŸi bir baÄŸlam gerekmektedir. Özgürlük iktidarın
iÅŸleyebilmesi için gereklidir, özgürlüÄŸü iktidar iliÅŸkisinden çektiÄŸiniz anda bu
salt ve kaba bir ÅŸiddet, tahakküm iliÅŸkisine döner ve o noktada iktidardan söz
edilemez. Bu yüzden özgürlük, iktidarın bir ön koÅŸuludur ve ona içkindir.
Direnme, kaçınma, kurtulma ihtimalinin bulunmadığı bir iktidar iliÅŸkisinden söz
edilemez (2005:75-80).
Foucault, bu iliÅŸkiler içerisinde �kendilik�in, kendini anlamlandırma
çabasından baÅŸka bir ÅŸey olmadığını belirtir. Kendilik, öznenin hizmetinde olan
kendilik pratiklerinin özü disipline eden teknikleri vasıtasıyla yaratılan bir
�hüner sanatı� olarak da görülebilir (akt. Whitehead, 2002:101) . Erkeklik
pratikleri de bu kendilik pratiklerinin baÅŸlıcalarındandır. Bir özne bu pratiklerin
disipline edici teknik ve yönleriyle, bedeni üzerinden kendi �erkeklik�ini kurar.
ÖzneleÅŸme sürecinde beden, iktidar rejimleri tarafından tabi kılınan ana
öÄŸedir, o bir özne olarak imlenir ve yaratılır. Foucault bu noktada �söylemsel
özne� kavramını geliÅŸtirir. Özne söylemler yoluyla inÅŸa edilir ve / veya kurulur.
Bu baÄŸlamda söylem kavramı farklı bir anlam kazanır. Sadece dil ve pratiÄŸi ima
etmemekte, bunun yanında özneyi �birey� olarak imleyen ve mümkün kılan
araçları da belirtir (akt. Whitehead, 2002:101-102).
Foucault�ya göre söylemler, verili bir anda ve bir kültürel baÄŸlamda
neyin konuşulabilir ve yapılabilir olduğunu kapasiteleri oranında işaret eden bilgi
ve gerçeklik hususlarını taşırlar. Bir anlamda toplumsal ağın dokunmasıdırlar
(akt. Whitehead, 2002:103). Söylemler kendimizi bilmemizi saÄŸlayan araçlardır.
Bilgi ve gerçeklerin geçerliliÄŸini beyan eder veya reddeder. DiÄŸerleriyle ve
kendimizle düÅŸünümlü süreçler üzerinden iletiÅŸim kurmamızı saÄŸlar. Söylemler
tek bir toplumla veya kültürle sınırlandırılamaz, tüm sosyal çevreye nüfuz eder.
Egemen söylemlerin anlamlarının, iktidarın kendine özgü rejimlerinin tarihsel
olarak inÅŸasında yer alan bilgileri normalleÅŸtiren ve düzenleyen kapasiteleri
vardır. Bu iktidar rejimleri söylemlerin dışındaki bireyler tarafından üretilmezler,
aksine bireyler bu söylemler üzerinden iktidarı kurduklarından ve
kurulduklarından dolayı belirli siyasi kategorilerin çıkarlarına hizmet ederler.
�Erkekler� de böyle bir siyasi ve toplumsal kategoridir (Whitehead, 2002:104).
Eril bir kimsenin, bu iktidar iliÅŸkileri içerisinde toplumsal cinsiyetini
hangi süreçlerle ve nasıl edinip bir �özne� haline geldiÄŸi noktasında devreye
Judith Butler�ın �icrai� (performative) kavramı girer.
Butler�a (1990:24-25) göre, toplumsal cinsiyet bir isim ya da serbestçe
dolaşan vasıflardan oluşan bir inşa değildir. Toplumsal cinsiyet, onun tutarlılığını
düzenleyen pratikler tarafından icrai olarak üretilir ve zorlanır. Toplumsal
cinsiyet bir fiiliyattır, fakat bu fiiliyat kendisinden önce var olduÄŸu söylenen bir
özne tarafından yapılmamıştır. EyleyiÅŸ her ÅŸeydir. Toplumsal cinsiyet
ifadelerinin ötesinde bir toplumsal cinsiyet gerçekliÄŸi yoktur. Bu gerçeklik,
toplumsal cinsiyetin sonuçları olduÄŸu söylenilen ifadeler tarafından icrai olarak
meydana getirilir.
Toplumsal cinsiyete anlamını veren, icra edilen bu jestler, hareketler ve
temsillerdir. Bu icra ediÅŸ, söylemler içerisinden ve vasıtasıyla olur. İcra edilerek
yaÅŸanılan ve özdeÅŸleÅŸilen toplumsal cinsiyetin özünün olduÄŸu varsayılır. Hâlbuki
bu toplumsal cinsiyet özü ve özdeÅŸleÅŸme, �üretilen imalatlardır� (Butler,
1990:136). Bir anlamda toplumsal cinsiyet kendi menşeini saklayan bir inşadır.
Kültürel kurgular olarak iki zıt ve farklı toplumsal cinsiyetin (kadın � erkek)
icrası, üretiliÅŸi ve sürdürülmesinde zımni bir mutabakat vardır ve bu inÅŸaların
inanılırlığı bu mutabakat sayesinde sağlanır. Bu mutabakata uymayanlar ise
cezalandırılır ve onun �gerekliliğine� ve �doğallığına� inandırılmaya zorlanırlar
(1990:140). Daha önce de belirtildiÄŸi üzere Butler, cinsiyetin bu normatif
anlamda çoktan bir toplumsal cinsiyet olduÄŸunu ileri sürüyordu. Cinsiyet
normatif ve ikili, toplumsal cinsiyet ise cinsiyeti kapsayan ama onu da aÅŸan
çoklu bir olguydu (1990:7). Oysa bu �cinsiyet� sadece bir norm olarak iÅŸlev
görmez, aynı zamanda hükmettiÄŸi bedenleri üretir de. Onu ayırır, dağıtır ve
farklılaÅŸtırır. Bu normatif cinsiyet düzenlemeleri bedenlerde zorla maddileÅŸtirilir.
Bu maddileÅŸme de söz edilen normatif icraatların tekrar edilmesiyle saÄŸlanır. Bu
tekrarlar aktif bir ÅŸekilde yürütülür ve aktarımsaldır; maddileÅŸme sürecinin de
tekrarlara dayanması onun asla tamamlanmadığını gösterir (Butler, 1993:1-2).
Yani toplumsal cinsiyet kültürel anlamda inÅŸa edilip bitirilen bir süreç deÄŸildir,
toplum içerisinde insanın tüm yaÅŸamı boyunca yeniden yeniden icra edilerek inÅŸa
edilir.
Bedenin normatif cinsiyetler doÄŸrultusundaki böylesine maddileÅŸmesi
iktidarın en üretici etkisi/sonucu (effect) olarak görülmelidir. Butler�a (1993:2)
göre icra etme (performativity), düzenlediÄŸi ve sınırladığı fenomeni üreten
söylemin tekrarlayıcı iktidarı olarak görülmelidir. Toplumsal cinsiyet, bu
düzenleyici, sınırlayıcı ve sürdürücü iktidar söylemleriyle kiÅŸilerin �insan�
olarak nitelenmesini sağlar. Toplumsal cinsiyet ilişkilerinin matrisi �insan�ın
meydana çıkışından öncedir. Toplumsal cinsiyetin inÅŸası dışlayıcı araçlarla iÅŸler.
�İnsan�, �insan olmayan�ın karşısında ve üzerinde üretilir (1993:7-8).
Butler, eyleyen bir iktidar olmadığını, sadece kendi sürekliliÄŸi ve
deÄŸiÅŸkenliÄŸi içerisinde iktidar olan, tekrarlayan bir eylem olduÄŸunu savunur.
İktidarın gücü onun icra yoluyla tekrarlanabilmesinde yatar (1993:10-14).
O halde Foucault ve Butler�ın söylediklerinden hareketle erkekliklerin
de birer öznellik oluÅŸumu ve konumu olduÄŸunu savlayarak ÅŸöyle bir açıklama
yapabiliriz: İktidar iliÅŸkileri olmadan herhangi bir öznellik olamayacağına göre,
iktidar iliÅŸkileri olmadan da herhangi bir toplumsal cinsiyet ya da erkeklik
öznelliÄŸinin de varolamayacağı söylenebilir. Erkeklikler öznellikler olarak icra
ve söylemler dolayımıyla kurulurlar. Bir toplumdaki egemen söylemler, iktidar
iliÅŸkileri dolayımıyla insanları cinsiyetleri üzerinden neyi yapabilecekleri ya da
neyi yapamayacakları konusunda yönlendirirler. Gerek erkekler gerekse kadınlar
açısından heteronormatif4 bir toplumsal cinsiyet biçimlenmesinin türevleri inÅŸa
ve empoze edilir. Bu heteronormatif öznellik oluÅŸumları ataerkil iliÅŸkiler ve
deneyimler içerisinde yeniden inÅŸa edilirler. �Erkeklik� ve �kadınlık� öznellikleri
birbirlerine karşıt, birbirlerini tamamlayıcı ve birbirlerine bağlı şekilde
kurgulanırlar. �Erkeklik�in, �kadınsı� veya �kadın� olmayan olduğu varsayılır ve
erkekliÄŸe baÄŸlı öznellikler bununla ilgili normatif söylemler tarafından
sınırlandırılır ve inÅŸa edilir. Özellikle iktidarın erkekliÄŸe baÄŸlı öznelliklerle
doÄŸrudan bir iliÅŸkisi vardır, iktidar �erkeklik�le özdeÅŸleÅŸtirilir. ErkekliÄŸe baÄŸlı
normatif ve hegemonik öznellikler iktidara içkin bir ÅŸekilde kurulurlar.
Kadınlıklar da erkeklikle özdeÅŸleÅŸtirilen bu iktidarın olmazsa olmaz bir
tamamlayıcısı ve bütünleyeni olarak inÅŸa edilirler. İktidar iliÅŸkilerinin
sürdürülebilmesi için bu öznellikler arasında belli bir uyumun ve ortaklığın
olacağı varsayılır, farklılıklar arasındaki bir uyumun ve ortaklığın.
YaÅŸanılan deneyimler özneler arasıdır, bireysel ve sabit deÄŸil, toplumsal
ve süreçseldir. Bu özneler arasılık ve diyalog toplumsallık ve farklılık tarafından
imlenmiÅŸ durumları içerir (Moore, 1994:1-3). �Erkek� olmak, bireysel ve sabit
olmaktan çok, grup içerisindeki diÄŸer öznelerle beraber kurulan deneyimsel yani
icra edilerek yaÅŸanılan bir süreçtir. İcraat ve deneyimden baÅŸka bir ÅŸey olmayan
erkeklik, ontolojik varlığını ve gerçekliÄŸini ancak yaÅŸanılan grup veya toplum
içerisinde kazanır. Paylaşılan ortak bir deneyim ve icra etme yoksa erkeklik de
yoktur.
Yine Moore�un belirttiÄŸi üzere, öznellikler içinde öznellikler söz
konusudur. KiÅŸilerin bu öznellik konumlarını algılama ve deneyimleme süreçleri
birbirinden farklıdır (Moore, 1994:57-60). Yani erkeklerin de erkekliklerine
baÄŸlı öznelliklerini yaÅŸama ÅŸekilleri ve algılamaları birbirinden farklıdır;
öznellikler içerisinde öznellikler söz konusudur. Özellikle �erkeklik� ve
�kadınlık� öznelliklerinin birbirlerine karşıt ama birbirlerini tamamlayan,
oluÅŸturan, birbirleri için �olmazsa olmaz� bir ikili olarak tasavvur edilmesi bu
farklılaşmaları artırır. Buradaki farklılaşmalar krizleri, engellenmeleri ve
etkileÅŸimsizliÄŸi de içinde barındırır. DiÄŸer bir deyiÅŸle, bu öznellikler çoÄŸu zaman
içinde yaÅŸanılan toplumun varsaydığı gibi ideal bir ÅŸekilde yaÅŸanamaz.
Bu savımı, en azından 2003 Haziran-Ekim ayları arasında Ankara �
Yatıkevler gecekondu mahallesindeki kahvehanelerde, gecekonduda yaşayan
erkekler üzerine yaptığım alan araÅŸtırmasına dayalı gözlemlerimden yola çıkarak
ileri sürebilirim. Kadınlar Yatıkevler�de yaÅŸayan erkekler açısından iki biçimde
belirleyicidir; eÅŸleri ve sözdeki ya da öteki kadın olarak.


C.Ü. Sosyal Bilimler Dergisi Mayıs 2008 Cilt: 32 No:1 73-92

Çalışmanın tamamı için:

http://rapidshare.com/files/140051690/KADINLIK_DOLAYIMIYLA_ERKEKL__304_K_oeZNELL__304___286___

http://www.lilithkolektifi.com


Yorum (yok) Yorum yaz!

Amargi'nin Güz Sayısı Kitapçılarda!

1/9/2008 ·


Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::